6 Eylül 2013 Cuma

Neden Eğitim Neden Neden Neden??!!…

Konuk Yazar: Rob Petersen, BarnRaisers Kurucusu


Rakamlar pazarlamacıların mobile geçiş sürecini gayet net anlatıyor. Aynı zamanda “Tam anlamadan atlamak” deyimini de doğruluyor.


Eğer iş modeliniz için mobil uygulamaların mı yoksa mobil web sitesinin mi daha faydalı olacağını merak ediyorsanız bilinen taktikleri ve söylemleri unutun. Önce işinizin neye ve hangi stratejiye ait olduğuna odaklanın.


Mobil Uygulama


Neden Asya?nın Yeni Nesil 1 Milyar Kullanıcısı Gelecekteki Mobil Ekonominin Ayrılmaz Bir Parçası? (Asya?dan Yola Çıkarak Mobil Ekonomiye Bakış)


“Yeni nesille gelen 1 milyar kullanıcının son derece genç ve hırslı bir nesil olduğuna inanıyoruz. Kendi mobil cihazlarını alabilecek güce sahipler ve cihazları sadece kendilerine ait.”


Bu sözler Barselona?da düzenlenen ?Mobile World Congress?te konuşma yapan Nokia CEO?su Stephen Elop?a ait.


Geçtiğimiz yıl Hindistan?ı iki kez ziyaret ettim. Dikkatimi çeken ilk şey ise mobil kullanıcı sayısının fazlalığı oldu. Nezih semtlerden varoşlara kadar herkes mobil cihazları ile bütünleşmiş durumdaydı. Ve bu durum hemen hemen bütün Asya?da böyle.


Hindistan?ın üçüncü büyük mobil operatörü olan Bharti Airtel?in CEO?su Manoj Kohli, gelişmekte olan ülkelerdeki genişbant google birinci sıra penetrasyonundaki her %10?luk büyümenin Gayri Safi Yurtiçi Hasıladaki %1?lik düşüşe denk geldiğini söylüyor.


Gelişmekte olan ülkelerdeki mobil kullanımın mobil ekonomiye yön vereceği sektör profesyonelleri tarafından yapılan tahminler arasında. Bu tahmin, bu ülkelerdeki mobil operatörlerin pazara düşük maliyetli/ücretli mobil cihaz sunması ile de kolaylaştırılıyor.


The Mobile Economy


Anthony Quigley, Kurucu ve Yönetici @Digital Marketing Institute, Digital Marketing Evangelist ve Girişimci, Danışman


Student Enrichment Services?in açıkladığı rapora göre lise son sınıf öğrencilerinin %93?nün Facebook hesabı var. Aynı öğrenciler okulu bitirip üniversiteye veya iş hayatına geçtiğinde ? yani zaman ilerlediğinde ? bu rakamın %100 olduğunu/olacağını tahmin ediyorum. Twitter kullanımı da bir o kadar yükselişte. Raporun ortaya çıkardığı bir diğer konu ise ?sosyal zorbalığın? da bir o kadar artış gösterdiği yönünde.


Peki o zaman soru şu: Okullar neden iş/etik ilkeleri gibi Sosyal Medya İlkeleri de koymuyor, belirlemiyor? Okullar neden yasaklamak ya da erişimi zorlaştırmak yerine çocuklara sosyal medyayı ve sosyal ağları onların gelişimine katkı sağlayacak şekilde nasıl kullanacaklarını öğretmiyor?


Geçen sene de buna benzer bir makale yazmıştım: Eğitimcileri  kim  eğitiyor? Burada, hayata geçirmesi son derece kolay olan 5 adımlık bir aksiyon planı da vardı. Bunu 2012 Mayıs ayında önermişim. 15 ay sonra aynı konuya tekrar değiniyorum ne yazık ki.


Kendimi eğitimcilerin/öğretmenlerin yerine koyuyorum ve Google?da hızlı bir arama yapıyorum: “Okullar için Facebook İlkeleri” ve “Okullarda sosyal ağ oluşturma”. Birkaç tane kaynağa rastlasam da yine de eğitimciler için pratik bulunabilecek bir  kaynağa ulaşamadım.


Elimizde olan en iyi şey Facebook?un İrlanda Eğitim Daire Başkanlığı ile Temmuz ayında yaptığı bir toplantı. Amaç  okullardaki sosyal medya zorbalığını ele almak. Anahtar kelimeler ise ?Yapıcı ve Pozitif olmak?.


Bu çok da zor değil. Sadece bu konuda duyarlı bir grup insanın bu fikirleri gerçekleştirmesi gerek. Sürekli ve büyük toplantılara da gerek yok.


Sonuç olarak da şu soru gündeme geliyor: Devletin illa bu konuyu dikte eder şekilde ele alması gerekiyor mu? Yoksa öğrencilerin ve öğretmenlerin (bu konudan en çok etkilenen kesimler olarak) birlikte bir eğitim ve kullanım standartı oluşturması yeterli mi?


Lee Fredericksen, Hinge Marketing Yönetici Ortak & Stratejist ve Gelişim Uzmanı


İçerik pazarlaması, pazarlama içinde en önemli silahlardan biri haline geldi. Her silah gibi içerik de, bu silahı kullanan kişi tarafından nasıl kullanacağı biliniyorsa faydalıdır. Artık hepimiz biliyoruz ki markamızı büyütmek ve potansiyel müşterileri edinmek/talep yaratmak için içerik pazarlaması ve stratejilerini iyi düşünüp tartmamız gerek. Çalıştığım firmanın yaptığı bir araştırmaya göre içerik pazarlaması stratejilerini uygulayan firmalar/markalar uygulamayanlara göre 4 kat hızlı büyüyor.


500 firmanın katılımı ile gerçekleştirdiğimiz son Online Pazarlama Araştırması’na göre – doğru kullanıldığı takdirde -  içerik pazarlaması stratejilerini uygulayan firmalar/markalar uygulamayanlara göre 4 katı hızlı büyüyor.


Tablo 1


Lee FredericksenPeki bu araçlar kaliteli içerik için nasıl kullanılır? İçerik pazarlaması stratejinizi oluştururken hatırlamanız gereken iki önemli nokta var: Stok içerik ve Akan içerik.


Stok içeriklere örnek olarak white papers, e-kitaplar, kılavuzlar ve websitesi içeriklerini verebiliriz. Stok içerikler bir işin/iş modelinin misyonunu yansıtır; aynı  zamanda çekirdek esasların dişlileri gibidir. Stok içerikleri okuyan tüketiciler etkileşim merdiveninin en üstünde yer alır. Bu tip tüketiciler bir e-posta adresi ile kayıt olma konusunda oldukça meyillidir.


Akan içerik ise yemeğin garnitürüdür. Stok içerik ana yemekteki etse, akan içerik de o etin sosudur. Akan içerik günlük ya da haftalık üretilir. Esnektir, karşılık vermeye/cevap vermeye uygun ve değişkendir. Bu tip içeriklerin en büyük görevi tüketiciyi web sitenize çekmektir. Akan içeriklere örnek vermek gerekirse bloglar, tweet?ler, e-postalar, statü güncellemeleri gibi örnekler verebiliriz. Akan içerikler, tüketicilerinize burada olduğunuzu günlük bazda hatırlatan/gösteren içeriklerdir.


Talep yaratmak ve markayı büyütmek içerik pazarlamasına yatırım yapmanızı gerektiren en önemli iki unsurdur. Firmamızın yaptığı online pazarlama araştırmasında gördük ki; firma %40 oranında talep yaratabiliyorsa online talep yaratmayı daha az yapan diğer şirketlerden 4 kat hızlı büyüyebiliyor. İçerik pazarlaması da hem markayı büyütmenin hem de talep yaratmanın anahtarını oluşturuyor.


İçerik tüketicilerinizi müşteri haline getirmek üçüncü adımınız olmalı. (Eğer diğer iki adımı gerçekleştirdiyseniz). Diyalog yaratmanın anahtarı tüketicilerinizin etkileşim kurmasını kolaylaştırmaktır. Bunu başardığınız zaman talep yaratma süreci de kendiliğinden başlar. Örneğin; Blog post?unuzu hiçbir şarta bağlamadan paylaşın. Fakat e-kitap gibi daha önemli ve derin içerikleriniz için mutlaka kayıt olmalarını isteyin. Daha sonra ücretsiz blog postunuzu e-kitabınızı referans vererek seed yapın. Tüketiciler e-kitap için kayıt oldukları zaman onlarla e-posta ya da e-bültenler ile tekrar iletişim ve etkileşim kurabilirsiniz. Bu sayede ücretsiz ve bağlayıcılığı olmayan blog post okuyucunuz birden müşteriniz haline gelir.


İçerik pazarlaması takviminizi metriklere bakmak ve amaç ve stratejilerini uyarlamak için uygun bir şekilde oluşturduğunuzdan emin olun. Örneğin herhangi bir blog post?unun diğerlerinden daha fazla ilgi çektiğini ve trafik yarattığını görürseniz bu tema ve konulara ağırlık vererek programınızı değiştirebilir, uyarlayabilirsiniz.


Lee W. Frederiksen, Ph.D, pazarlama ve marka konumlandırma konusunda profesyonel hizmetler veren ve bu konuda ödül kazanan Hinge?in Yönetici Ortağı. 30 yıllık Pazarlama tecrübesini müşterilerine aktaran Frederiksen, Virginia Tech?de kadrolu olarak görev almış bir profesör olmanın yanı sıra sayısız kitap ve makaleye imza atmıştır. 


Bedavanın aslında değeri yoktur. Bir café?nin dışındaki tabelada ?Bedava kek? yazısı görseniz, o kekle ilgili ilk izleniminiz ne olur? Tahminen pek de iyi olmaz ve bu kek ile ücretlendirilmeyeceğinizi bilmeniz o kekin size çekici geleceği anlamına gelmez.


Fakat o kek sadece $3.00 olsa, ürün daha çok ilginiz çeker. Şimdi başka bir tabela düşünelim. ?Gurme kekler $6.00?. Bu daha ilgi çekici, değil mi? Çünkü bir kek için $6 ödüyorsanız o kek bayağı iyi bir kek olmalı. Yanlış mıyım?


Diyeceğim şu ki bir ürünü bedava sunuyor olmanız onun herkes tarafından ilgi çekici bulunacağı ve istek uyandıracağı anlamına gelmez.


Mesela seminerler? Biletleri ücretsiz olan bir seminerin çok da iyi bir seminer olacağını düşünmezsiniz. Ya da bir karşıt görüş; nasıl olsa ücret ödemeyeceğiniz için vaktiniz olursa bir gidip görmek istersiniz. Ama sizin bu seminere olan bağlılığınız ücretli olan seminerlerden daha az olacaktır.


Şimdi biletlerin bir de $10 olduğunu düşünün. Tepkiniz ne olur? Benim düşüncem organizatörün sadece masraflarını kapatacak şekilde ücretlendirme yaptığı olur ki bu da ücretsiz seminer kadar kötü bir izlenim. Bir de seminerin $75 olduğunu düşünün?  İşte bu ilgi çekici gelir ve bir beklenti oluşturur. Beklenti, ücretle doğru orantılı bir şekilde artar.


Eğer bir ürünü tüketicilerinize ücretsiz sunacaksınız bu planı çok iyi konumlandırmanız gerek. Burada vurgulamak istediğim şey ?Wording / Kelime kullanımı?. Mesela bir tiyatro bileti size bir ürünün yanında hediye olarak  sunulursa kendinizi özel hissedersiniz, bilet hala ücretsizdir ve değerini korumaya devam eder.


Eğer bir ürünü ücretsiz ya da hediye (tamamlayıcı ürün) olarak sunacaksanız, bu jestin orijinal ürün ya da servisle uyumlu/uygun olduğundan emin olun. Mesela $800?lık ücretsiz benzin kampanyası, yeni alınan bir arabayla birlikte verilirse anlam taşır ve değerini kaybetmez.


Linda Coles ?Learn marketing with social media in 7 days? kitabının yazarı ve sosyal medya konusunda konuşmacıdır.


Konuk yazarımız Brett Gordon, Anchor Communications Sosyal Medya, Inbound Pazarlama ve İçerik Pazarlama Stratejistidir.


Mobil pazarlama stratejisini geliştirmek ve hayata geçirmek aslında hiç o kadar zor değil. Hatta çok kolay bile diyebilirim. Fakat pazarlamacılar bazen kampanyalarını yürütürken birkaç problemle karşılaşabiliyor veya sadece mobil pazarlamadan nasıl fayda sağlayabileceklerini bilemiyorlar/anlayamıyorlar.


Her ne kadar size aynıymış gibi gelse de; geleneksel web ve mobil dünya aynı değil!: Mobil aktif bir kavramkeni, geleneksel web aktif değil. Bunun anlamı şu: Sürekli aksşyon ve hareket halinde olan deneyimler yaratmaya odaklanmanız gerek. Masasında oturup bilgisayarına bakan insanlara yönlelik deneyimlere değil… Bunun için zaten bir masaüstü web siteniz var. Mobil siteniz için mobil kullanıcıların beğeneceği ve kullanışlı bulacağı özel içerikler yaratmanız gerek..


Buradaki önemli nokta mobilin bir event-güdümlü bir arayüze sahip olması. Daimi bir baplanabilirlik, lokasyon farkındalığı, kişisellik ve sosyal bağlantılarınolması gerekiyor ki tüketici marka ile etkileşime geçebilsin.


Mobil tüketiciler hareket halinde bir hedef kitledir. Mobil kelimesi de bunu anlatıyor zaten. Bir pazarlamacı olarak sizin birçok şeyi aynı anda düşünmeniz gerek. Kendinize şu soruları sorun: ?Tüketici şu an nerede? Nelere ilgi duyuyor? Tüketicimi mağazaya nasıl yönlendiririm? Marka sadakati sağlamak için onlara ne verebilirim? Onları ?dahil? hissettirmek için (aidiyet duygusu) neler yapabilirim? Onlarla markamı nasıl daha fazla karşılaştırabilirim (rastlatabilirim)? Onların paylaşmak isteyeceği içerikleri nasıl hazırlarım?”


Bütün bu sorular sizin tüketiciniz ile daha iyi etkileşim kurmak için sormanız gereken sorular. Unutmayın; yaratıcılık ve orijinallik ?bir kitapta?yazan/tasarlanan içerikten çok daha fazla ödüllendirilir.


Birmobil kampanyadaki en zor şeylerden biri ?ilgili/alakalı? olmaktı. Unutmayın; mobil tüketiciler etraflarında olup biten herşeyin fazlasıyla farkındalar. Sizin de ?o anda? nasıl pazalarlama yapabileceğinizi öğrenmeniz gerek. Örneğin, onlara mesaj gönderme gücüne sahipsiniz. Yani gerçek zamanlı iletişime… Bunun avantajını kullanın. O anda ne olduğuna dair içerikler içeren mesajlar gönderin.


Eğer bir pazarlamacı olarak aktif, etkileşim sağlayan ve ilgili mesajların nasıl gönderileceğini anlarsanız, alacağınız cevaplar ve geri dönüşler de bir o kadar harika ve zengin olacaktır.


Eğer yön duygunuz olmadan bir mobil kampanyaya dalış yapacaksanız hemen DURUN! Kendinize bir yol çizmeden (istikamet/amaç) başarılı bir mobil kampanya yapmanız imkansız. Günümüz tüketicisi zaten gün içinde birçok reklam ve pazarlama bombardımanına maruz kalıyor. Bir süre sonra hissizleşiyorlar tabii. İşte bu yüzden sizin sıra dışı bir içerikle kendinizi bu bombardımandan ayırmanız gerek.


Yine de itiraf etmem gerekir; bu da biraz riskli. Zira fazla yaratıcı olmak da tüketicinin kafasını da karıştırabilir. Bazen ?basit? her zaman daha iyidir. Ama çok da ?basit? olmayın. Bu aradaki MÜKEMMEL DENGEyi sağlamanız gerek.


Bu, büyük ihtimalle mobil pazarlamacıların yaptığı en büyük hatalardan biri. Tüketicilerinize onları teşvik edecek birşey vermezseniz mağazanızdan içeri girmelerini ya da markanızla etkileşime geçmelerini beklemeyin. Dünyadaki bütün ilişkiler ?takas?ı gerektirir; aksi halde o ilişki yürümez. Tüketicinin SMS ile marka diyaloglarına katılması, sizi Facebook?tan beğenmesi ya da QR kodunuzu kullanması yeterli değil. Müşterinizin ve müşterinizin zamanının size geri dönmesi için sizin onlara bir değer sunmanız lazım. Sunmazsanız size GARANTİ EDERİM Kİ onları kaybedersiniz.


KÖTÜ HABER: Bunun yanı sıra sunduğunuz değer, müşterinizle sizin ortak bir değeriniz değilse ilişkiniz sadece tek taraflı ve karşılıksız olacaktır. Bu durumda müşteriniz sadece sizinle bağlantısını kesmekle kalmaz, markanızı tamamen terk eder. Bunun aksini başarırsanız da – akıllı mobil cihazların kişinin kucağında olması gerçeğini ve cihazların doğasının güzellliğini düşünürsek- mobil stratejiniz harikulade bir pazarlama stratejisi haline gelir.


Konvensiyonel pazarlama, iletmek istediğiniz mesajı, iletmek istediğiniz tüketiciye, iletmek istediğiniz vakitte verir. Fakat iş mobil pazarlamaya gelince durumbiraz değişir. Evet; hala iletmek istediğiniz mesajı, iletmek istediğiniz tüketiciye, iletmek istediğiniz vakitte verme fikri ve çıkış noktası doğru fakat burada işlerin biraz daha zorlaşmasının sebebi hareket halinde olan bir topluluğa yöneliyor olmanız. Bu da onları reklamınıza/kampanyanıza doğru çekmek, onları olaya dahil etmek ve ilgili içerikler sunmak zorunda olduğunuz anlamına gelir. Tüketiciler çoğu zaman kararsız ve maymun iştahlıdır. Mobil stratejinizi oluştururken bu gerçeği hatırlamakta fayda var. Beklenmeyeni bekleyin ki daha başarılıolabilesiniz.


Müşteriler bankaları ile kötü bir deneyim yaşadıkları zaman genellikle duygusal olarak olumsuz bir reaksiyon verirler. Çünkü PARA kişisel bir unsur. Sosyal medya, müşterilere bir banka ile ilgili büyük bir itibar kazancı ya da kaybı yaşatacak gücü veriyor. Diğer yandan bankaların müşterilerine yaşanan bu kötü deneyimle ilgili hızlı cevap verebilmesi ve oluşan topluluğun yönetilmesi de kötü deneyimi bir ?müşteri kazanma? sürecine çevirebiliyor.


Ne yazık ki finansal servisler bazı yasal sorumluluklar gereği sosyal medyanın kazanç dolu fırsatlarına ayak uydurma konusunda biraz yavaş ve çekingen kalabiliyor.


MeredityHangi bilgilerin nasıl ve kimlerle paylaşılabileceği konusu çoğu finansal servisi sosyal medyanın bir köşesinde durmak zorunda bırakabilir. Bu süreç içinde müşterilerle güçlü bir interaktif ilişki kurmanın müşteri ilişkileri, pazarlama, kriz yönetimi ve İK aktiviteleri üzerinde yaratacağı güçlü fırsatları da kaçırmış olurlar.


Forrester?ın son çalışmasına göre; online Amerikalı yetişkinlerin %45?inin bir Twitter hesabı var ve çalıştıkları finansal servisle Twitter aracılığı ile iletişim kuruyorlar.  Bu kişiler aynı zamanda promosyonel haberlerden, finansal tavsiyelerden ve müşteri hizmetleri servisinden de yine Twitter aracılığı ile faydalanıyorlar.


Finansal sektörün hukuksal zorluklarına rağmen bazı markalar sosyal medyayı ve dijital çağ insanını son derece başarılı yakalayabiliyor. Örneğin Charles Schwab,TD Bank, Fidelity Investments, Vanguard, American Century ve American Express sosyal medyayı müşteri hizmetleri ağırlıklı kullanarak markalarını akılda kalıcı bir hale getiriyor ve ?liderlik? vasfını koruyabiliyor.


Öncelik belli. ?Dinleme? ve ?etkileşim kurma? işine balıklama dalmadan önce temel kuralları belirleyin. Güçlü bir sosyal medya prensibi belirleyin ve bunu çalışanlarınız ve finansal danışmanlarınız ile paylaşın. Bu herkes için marka ile igili hangi bilgilerin paylaşılabilir olduğu ve sağlanan etkileşimin nasıl kaydedilip arşivlendiği konusunda netlik kazandırır.


Şirketteki herkesin bu konuyu iyi anlaması çok önemli. Eğer ?dinlemek? için belli bir platform kullanıyorsanız çalışanlarınızın (ekibin) bu platformla ilgili tam bilgi ve donanıma sahip olduğundan/olmasından emin olun.


Sosyal medya el kitabınız, sosyal medya prensiplerinizi de kapsayan, çalışanlarınız için bir ?Nasıl Yapılmalı?? kitabı olmalıdır. Açık ve karmaşık olmayan örneklerin yer aldığı, hangi bilginin hangi sosyal medya platformları için uygun olabileceğinin açıklandığı ve sosyal medya dışında paylaşılması gereken bilgileri de içeren bir el kitabı…


Bu kitap aynı zamanda müşterileriniz ile ne zaman offline bir platformda iletişim kurmanız ve onları doğru kanallara nasıl yönlendirebileceğinizin çerçevesini de vermeli.


Müşterilerinize mümkün olan en kısa sürede cevap verme ve bilgi doğrulama ile negatif geri dönüşler için öncelikli etkileşim konuları da mutlaka olması gerekenlerden.


ABA Banking Journal blogunda Beyond the Arc CEO?su Steven J. Ramirez konunun tıpkı bir hastanenin acil servisi gibi çalışması gerektiğini yazdı. ?Önce kırık olanı onar. Şikayet devam ediyorsa o müşteriler ile hızlı bir etkileşim ve iletişim kur.?


Öncelikle markanız için ?kriz?in anlamını ve neyin ?kriz? sayılacağını belirleyin. Sonra da zarara ait büyüklük seviyeleri içeren bir ?Kriz Cevap Haritası? çizin.  Bu haritanın kimin hangi görev ile görevlendirildiğini açıklaması da gerekiyor. Örneğin; markanızın Twitter hesabı hack?lendi veya bir çalışanınız yanlışlıkla kendi hesabı diye marka hesabından tweet attı. Bu durumda konu ile ilgili kim görevli (eğer mevzu çalışma saatleri dışında olduysa), durum ile nasıl baş edilecek gibi konuların çalışanlarınızın kafasında önceden netlik kazanmış olması gerekiyor.


Topluluğunuzun kendini nerede ifade ettiğini / yaşadığını bulun. Potansiyel ya da hali hazırdaki müşterileriniz daha çok Twitter?da mı, blog?larda mı, forumlarda mı yoksa haber sitelerinde mi kendini ifade ediyor? Hangi anahtar kelimeleri kullanıyorlar? ?Bankalar?, ?kredi kartları?, ?yatırımlar?, ?hisse senedi?, ?borsa??


İyi bir ?dinleme? platformu; topluluğunuzun kim olduğu, kimin, en çok hangi konu ile ilgilendiği ve bu topluluğun hangi platformlarda hayat bulduğu konusunda size oldukça yardımcı olacaktır.  Ve bu süreçten çıkan bilgi de sizin için ?anahtar? unsur olacak.


Yaratıcı sosyal medya pazarlaması aktiviteleri ile bilinen Bank BNP Paribas, ?Tenis Biziz? kampanyası ile son derece başarılı bir şekilde yeni bir topluluğun içine girdi. Synthesio Kontrol Paneli ile BNP etrafında dönen buzz?ın banka servislerine ve kredi kartı hizmetlerine doğru yöneldiğini fark ettik. BNP bu şekilde hitap ettiği kesimi genişletti. Sosyal dinleme markaya bu diyalogları inceleme ve bu çerçevede iletişim kurma fırsatını tanıdı.


Finans Endüstrisi Düzenleme Komisyonu FINRA , son 3 yıldaki bütün sosyal medya içeriklerinin depolanmasını gerekli kıldı.  Geçen yıl  Amerikan Bankacılık Denetim Otoritesi SEC, kayıt tutmak ve üçüncü şahıslarla paylaşılan bilgiler ile ilgili finansal danışmanlar tarafından sosyal medya kullanımı için bir ?İçerik Alarmı? duyurdu.  Finansal Servisler için; şirket ile ilgili post?ların ve kurulan etkileşimin arşivlenmesini sağlayacak sosyal dinleme platformunu geliştirmek bir zorunluluk olarak açıklandı.


?Dinleme ve İzleme? çözümünüz aynı zamanda firmanızın (global anlamda ulaştığı kişileri de içine alarak) sektörünüzün ve markanızın itibarını da takip etmeli. Örneğin; Çin?de yaşayan müşterileriniz varsa Renren, Sina Weibo ve Tencent Weibo gibi Çince siteleri izlemezseniz birçok önemli noktayı kaçırmış olabilirsiniz.


Sosyal diyalogların hem global hem de lokal bazda dinlenmesi ve izlenmesi itibar yönetimi için oldukça önemlidir. Aynı zamanda çalışanlarınızın neler paylaştığını da global bazda takip etmek ?yasal? anlamda yanlış bir ize sapmadığınızın ya da yanlış bir mesaj vermediğinizin sağlamasını yapma konusunda sizi daha rahat kılacaktır.


Dış kaynaktan temin, artık KOBİ ve faaliyete yeni geçen işletmeler için elzem bir araç. Dünyanın en büyük dış kaynaktan temin piyasası olan Freelancer.com CEO?su Matt Barrie, serbest çalışanlar tutarak azami yarara ulaşmanın yolunu açıklıyor.


2000 Türk KOBİ’yle yapılan yakın tarihli bir Ulusal Görüş araştırması, bu işletmelerin %52?sinin gelecek yıl serbest çalışanlara daha çok iş vereceğini ve %30?unun aynı sayıda serbest çalışana iş olanağı sağlayabileceğini gösterdi. İnternet üzerinden dış kaynaktan temin, günümüzde birçok KOBİ?nin büyümesinde önemli bir rol oynamaktadır. Birçok işletme, serbest çalışanlar olmaksızın faaliyetlerine başlayamayacaklarını belirtmektedir.


Matt BarrieDünyanın her yanındaki serbest çalışan profesyonellerin sayısında görülen artış sayesinde, artık neredeyse işin tüm kısımları dış kaynaktan temin edilebilir. Bu, birçok KOBİ kısa vadeli projeler için çok sayıda personel çalıştırmanın mali yükü ve endişesini taşımaksızın, yetenekli çalışanlar tutarak büyümesine yardımcı olmaktadır.


Dış kaynaktan temin, en iyi yaptığınız şeylere odaklanmanıza olanak tanımaktadır ve işinizi daha verimli bir hale de getirebilir. Getiriler çok net: Sadece ihtiyaç duyduğunuzda dış kaynaktan hizmet alırsınız; yerelde maliyetini karşılayamayacağınız ya da bulamayacağınız uzmanlarla çalışabilirsiniz ve işiniz için elzem görevlere odaklanacak zamanınız kalır.


İşletmeniniz ile serbest çalışan arasında mümkün olduğunca verimli bir ilişki sağlamak, son derece önemlidir. Aslına bakılırsa, internet üzerinden serbest çalışanlarla ilk kez çalışan işletmeler, ilişkinin uzaktan kurulmasından endişe duyabilir. Bununla birlikte, Freelancer.com gibi online piyasalar, size yereldekinden de iyi koruma ve iletişim araçları sağlamaktadır.


Freelancer.com gibi sitelerde çalışmak için rekabet eden dev bir serbest çalışan ordusu var ve siz de en uygun ve en becerili serbest çalışandan iş için teklif almak istiyorsunuz. Dış kaynaktan temin etmek istediğiniz işi iyice düşünün ve yazabileceğiniz en net özeti yazın. Yapmak istediğiniz şey, proje boyunca gözden geçirmelerle değişebilir ve muhtemelen değişecektir fakat, başından itibaren net olmak sonrasında zaman kazandırabilir.


İş ilanını göndermeden önce, bütçe seçiminizi dikkatli bir şekilde düşünün. Çok düşük bir bütçe projenize uygun adaylardan bazılarını eleyebilir. Fakat ne olursa olsun, daha deneyimli serbest çalışanları çekmek için, ödemek istediğinizden daha yüksek bir bütçe belirtmeyin. Serbest çalışan profesyoneller, genellikle net kriterlere göre teklif vermekte ve çoğu fiyat pazarlığıyla zaman kaybetmemektedir. Ödemek istediğiniz tutar konusunda dürüst olun ve sağlayıcıların da kabul edecekleri fiyat konusunda aynını yapmasını sağlayın.


Konuk yazarımız Taci Yalçın Pure New Media Creative Group Head ve Sosyal Akademi eğitmenidir.


Bu başlığın doğru olabileceğini düşünerek tıklayanlar var, biliyorum. Onlar muhtemelen ?3 ayda 7 cm uzatan? reklamlara da inanıyorlar. Ama konumuz onlar değil. Onları yargılamıyorum. El birliğiyle bu işi bu kadar ucuzlatan bizleriz. Onları bu düşünceye iten, bu işin bu kadar kolay olabileceğini düşündüren bizleriz. Dijital pazarlama ve sosyal medya iletişimi sektöründe çalışan herkesten bahsediyorum. Hepimizden bahsediyorum.


Evet. Son birkaç yılda bu iş bu kadar basitleştirildi. Bu kadar kolaymış gibi lanse edildi. Ortalıkta sürüsüyle ?sosyal medya uzmanlığı sertifika programı? türedi bir anda. Devir ?poz yapma? devri olduğundan, eğitmenlik teklifi götürülen hemen herkes ?hayır? diyemedi. Sorgulamadılar. Gittiler, kendi ajanslarından ya da markalarından, yaptıkları işlerden bahsettiler, yani güzelce pozlarını yaptılar. Poz yapmak uğruna eğitim öğretim etiğinden uzaklaştılar. İnsanlara aslında hiçbir şey öğretmediler. Ama çok şey öğretmiş gibi davrandılar. Onları yargılamıyorum. Dedim ya, devir poz yapma devri. En güzel pozu veren, en güzel düdüğü çalıyor.


Eğitim-Öğretim, bence sağlıktan sonra gelen en ciddi konudur. Daha doğrusu öyle olması gerekir. İnsanları eğiterek güzelce kandırabilir, yanlış yollara saptırabilir, istediğiniz modele girmelerini sağlayabilirsiniz. Bu kadar ciddiye alınması gereken bir konuda bu kadar ciddiyetsiz işler yapılması da tabii ki sadece bizim ülkemize özgü değil. Bizdeki kadar mide bulandırıcı olmasa da dünyada da bu işler böyle yürüyor. Ama iyilerin hakkı dünyada da, Türkiye?de de er geç teslim ediliyor. Bu gerçek hiçbir işte, hiçbir yerde, hiçbir zamanda asla değişmez ve değişmeyecektir.


Beni bilen bilir, eğri oturup doğru konuşmaya çalışırım. Lafımı kimseden asla esirgemem. Fatih Güner, en başında bu projeden bahsettiğinde ilk sorum şu olmuştu: ?Poz mu yapacağız, yoksa insanlarla tecrübelerimizi paylaşıp, onlara gerçekten bir şeyler mi öğreteceğiz?? Fatih?in cevabı tahmin ettiğiniz gibi olduğundan, açıkçası ben de çok heyecanlandım. Fatih?in heyecanını içtenlikle paylaştım. Düşündüğü eğitmenleri saydığında ?evet? dedim. Burada sosyal medya işine gerçekten emek vermiş, sayısız markanın sosyal medya iletişim stratejisini belirlemiş, sayısız sosyal medya kampanyasında yer almış çok değerli insanlar var. (Gerçi birkaçı hariç) Burada sosyalmedya.co?ya bir eleştiri de yapmak isterim. Bu görüşümü daha ilk program öncesinde de iletmiştim. Sonuçta hepimiz mükemmeli yakalamak için çalışıyoruz. Eleştirimi ?kadro daha mükemmel olabilirdi? ekseninde özetleyebilirim. Ama bu, halen sosyalmedya.co?nun eğitmen kadrosunun en güçlü ve en doğru insanlardan oluştuğu gerçeğini değiştirmiyor. Geçtiğimiz birkaç yılda birçok sosyal medya uzmanlığı sertifika programından gelen teklifi reddetmemin nedeni de bu. En iyisi burası olduğu için buradayım. Amacı en net ve en dürüst program burası olduğu için buradayım. Bunu daha net açıklayacak başka bir cümlem yok.


Yeri gelmişken şu ?uzmanlık? konusuna da biraz değinmek isterim. Eskiden işinin erbabı olmayan insanlar para kazanamazdı. Nispeten hala öyle. Düzgün pantolon dikemeyen bir terzinin, iyi ayakkabı yapamayan bir ayakkabıcının uzun vadede iş yapabilmesi mümkün mü? ?Pabucu dama atılmak? deyiminin nereden geldiğini bilir misiniz? Çok kısa özetlemem gerekirse, Osmanlı döneminde tüm esnaflar işini hakkıyla yapmaya çalışırmış ve hileye hurdaya pek rastlanmazmış. Eğer bir ayakkabıcı, işine hile karıştırmışsa ve çabuk yırtılan bir ayakkabı imal etmişse, o pabuç bir daha kullanılmaması için dama atılırmış. Pabucu dama atılan ayakkabıcının itibarı sıfırlanır, o meslekten ekmek yemesi artık neredeyse imkansız hale gelirmiş. Daha detaylı bilgi için blogum Yani Neymiş?e göz atabilirsiniz.


Şimdilerde ortalık, pabucu dama atılması gereken ama sektörün türlü sıkıntı ve ihtiyaçlarından dolayı pabucu dama atılamayan insanlardan geçilmiyor. LinkedIn profilinizi ?sosyal medya uzmanı? olarak güncellediğiniz anda sosyal medya uzmanı olmanız mümkün. Eh, nihayetinde sektör bu haldeyken işini gerçekten iyi yapan insanların sayısı da çok çok az. Birçok ajanstan önemli görevlerdeki arkadaşlarımla ortak sıkıntımız, nitelikli takım arkadaşları bulamamak. Birçok markanın sosyal medya iletişimini dijital veya sosyal medya ajansları yürütüyor. Bu ajanslardaki nitelikli eleman sıkıntısını da düşündüğümüzde, birçok önemli markanın sosyal medya iletişimi tabir-i caizse pata küte yapılıyor.


Sosyal Medya Uzmanı


Peki, iyi bir sosyal medyacı nasıl olmalıdır? İyi bir sosyal medyacı, önce iyi bir sosyal medya yöneticisi olmalıdır. Buradaki ?yönetici? bildiğimiz ?yönetici? değil. Buradaki yöneticilik, görselden de anlayabileceğiniz üzere markanın kitlesini iyi yönetmek, doğru yönlendirebilmekten geliyor. İyi bir sosyal medyacı, trendleri düzenli olarak takip etmeli ve halihazırda markanın bulunduğu platformların dinamiklerine hakim olmalı. Sürekli kuralları ve yapıları değişen bu platformları iyi tanımalı. Yapılan işin, özünde ?iletişim? olduğunun farkında olmalı. Gerek rakipleri, gerekse gidişatı iyi analiz edebiliyor olmalı. Yaratıcı olmalı. Evet, yaratıcı içerik günümüzün en önemli konularından biri. Yaratıcı içerik üretebiliyor olmalı. Sorun çözebiliyor olmalı. Muhtemel sorunları önceden sezebiliyor olmalı. Kriz yönetim becerisine sahip olmalı. Eften püften değil, anlaşılır ve doğru raporlama yetisine ve bilgisine sahip olmalı. Araştırmacı olmalı. İyi bir sosyal medyacı hem iyi bir reklamcı, hem de iyi bir pr?cı olmalı.


Bu noktada iş, bizim gibi bu işe gerçekten gönül vermiş, hatta sadece gönül vermekle kalmayıp daha fazlası olan emeğini ve zamanını vermiş insanlara düşüyor. Belki Don Kişot?luk yapıyoruz. Belki bu kötü gidişatı değiştiremeyeceğiz. Fakat bildiğimiz bir şey var. Amacımız, gerçekten bu işe hakim, bu işi yapabilecek insanlara doğru yolu göstermek ve gerektiğinde onları takımımıza kazandırmak. Bu işin üzerindeki kara lekeyi zamanla temizleyip, saygıdeğer kılmak. Biz bunu yapabileceğimizi biliyoruz. Siz de nerede olduğumuzu biliyorsunuz.


Yazıma katkıları ve bu güzel görseli bulup benimle paylaştığı için takım arkadaşım Doğan Çetin‘e teşekkürler.


Konuk yazarımız Burçak Erbatuk Günsev Wanda Digital’in yönetici ortağı ve Sosyal Akademi’de eğitmendir.


Bazen düşünüyorum da, ajansa 1 gün bile gelmesem, birçok arkadaşım bu kısacık süreç içerisinde gündemi yakalamak adına benden daha öne geçiyor. Bu tıpkı okuldaki günlerimiz gibi? Hasta olur okula gitmezsin, hatta bundan keyif alır tv izlersin. Ta ki tekrar okula döndüğün o sabaha kadar; sınıf arkadaşın saçını kestirmiş, matematikte yeni konuya geçilmiş ve atladığın o 2 ödev yine seni beklemektedir. Daha fenası ise konuları anlamayan gözlerle çevrene baktığında sana; senin gelmediğin gün var ya işte o gün işledik biz bu konuyu demeleridir. Sadece bir gün geçmiş olmasına rağmen hiçbir şey aynı değildir; geçen gün güldüğünüz espriye artık gülmüyorlardır ve aralarında yeni espriler geliştirmişlerdir.


Burcak Erbatuk GünsevSosyal medya çabuk oluşan içeriğin çabuk yok olması ile gündem oluşturan bir dinamiğe sahiptir. Bugün konuştuğumuzu haftaya konuşunca eski, demode, gündemin gerisinde kalırsın. Mesela; biri şimdi ?Harlem Shake diye bir şey gördüm? dese, ?yeni mi gördün sen hangi dünyada yaşıyorsun? derler. ?Peki, piston var ya o?? desen de artık kurtaramazsın durumu?


Konumuz sosyal medya olunca (yani takipte olunması gereken birçok platform, markalar, fenomenler, ünlüler ve daha niceleri), bu konuyu iş edinmiş ve markalara hizmet veren kişilerden ve ajanslarda yapılan profesyonel bir işten bahsediyoruz. Eskiden ailelerin ciddiye almadığı ve hatta hala tam anlaşılmamış bu mesleği kimler icra ediyor peki? Aslında mesleğini okuyabildiğin bir okul yok ise bu işi yapmak için eskiden tüm mesleklerde olduğu gibi alaylı olman gerekiyor.


Peki sen bu işe nasıl başladın? Nerede deneyim edindin? Hangi markalara hizmet verdin? Raporlamasını yaptın mı? Bu raporu neye göre hazırladın ve markaya sundun? Sunduğun rapor gelecek ayın stratejisinde bir değişime neden oldu mu? İtibar yönetimi yaptın mı? Gece yarısı bir sorunu çözdün mü? Sabah erken mesaiye daha yatağından bile kalmamışken başladın mı? Bu zor mesleği neden tercih ettin ve sen bu meslek için çaba harcadın mı?


Bu soruları sorup cevabını verebilen arkadaşların sosyalmedya.co eğitimine katılmasını, ?biliyorum” demektense ?öğrenmek istiyorum? demesini temenni ediyorum.


Eğer cevap veremediysen ve deneyimin yoksa, bir yerden başlaman gerekiyor ama nereden başlayacağını bilemiyorsun. Bu noktada eğitim ile ilk adımı atabilirsin. Eğitim her yerde her zaman gerekli, bugün bu bilgileri alabileceğin bir eğitim programı var ve sen bunu değerlendirmelisin! Eğitim şart!


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder